Ana Sayfa Yaşam Nazım Hikmet Olsa Ne Derdi

Nazım Hikmet Olsa Ne Derdi

250

Gezi Parkı’nda neler oluyor diye bakmak için dün akşam üzeri çoluk-çocuk ailecek Taksim’deydik. Genç bir kalabalık şarkılarla türkülerle, kimisi slogan ve bayraklarla, kimisi gülüp şakalaşarak, birkaç tanesi kalabalıktan arkadaşlarını kaybetmiş “falanca grubu gördünüz mü?” şaşkınlığında ve bir belediye otobüsü sıkış-tıkışlığında biraraya gelmenin heyecanı içindeydi. Havadaki biber gazı kokusu kalabalığa doping etkisi yaparken, ’68 olaylarını pek çoğunun görmediği ve herhalde buna benzer bir şey olsa gerek diye düşündüğü kesindi. Kalabalıktaki en mutlu kişiler ise hiç şüphe yok seyyar satıcılardı; köftecisinden sucusuna, Anonymous maskesi satanından çıkartmacısına, düdükçüsüne, Türk bayrakçısına, tüm satıcılar bu yepyeni ve kaç gün daha süreceğini kimsenin bilmediği ekonomik vesilenin tadını çıkarmakla ve karlarını maksimize etmekle meşguldü.

Yaşlı bir Fransız turist çiftle sohbet ettik: “Bravo” dediler, “Böylesine genç bir kalabalık olacak; böylesine heyecan ve enerji dolu bir alan olacak, ve hiç bir kavga gürültü olmayacak… Fransa’da bile yok böylesi… İnsanlar keyifle yaşıyor bu anı, sanki bir karnaval…”

İşte bu manzara bize Nazım Hikmet’in “Yaşamaya Dair” adlı şiirini hatırlattı. Hani şu “büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın… yani bütün işin gücün yaşamak olacak…” dediği. Tabii ki şiirin tamamını ezberden hatırlayamayınca eve dönüp kitaptan baktık ve hafızamızı tazeledik:

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.
(Yaşamaya Dair – Nazım Hikmet)

Genelde bu tip bir gösteriden sonra gösteriyi düzenleyenler “şu kadar çok kişiydik”, derken, gösteriye karşı olanlar da “bunun onda biri bile değillerdi” şeklinde açıklama yaparlar. Biz alana şöyle bir baktık ve bu rakamın tespit edilmesinin çok güç olduğundan emin olduk. Biz alana yaklaşırken yorulmuşlar dinlenmeye gidiyordu; biz yorulup eve dönmekteyken de oluk oluk (ve dinlenmiş) bir kitle ellerinde kamp aletleriyle alana doğru yürüyordu. Pencerelerden çalmakta olan tencere-tava müzikleri ise muhakkak ki sadece Taksim ile sınırlı değildi.

Eve döndüğümüzde bir yandan üzerine sinen kükürt/biber gazı kokusundan arındırmak için hırkalarımızı balkona asarken, bir yandan da göz ucuyla televizyona baktığımızda her yerdeki gösterilerin Taksim Gezi Parkı kadar barışçıl ve sakin geçmediğini görerek üzüldük. Demokrasi vurma-kırma rejimi değil birbirini ikna ederek en doğruyu bulma yöntemidir.

Yani Nazım Hikmet yukarıdaki şiirinde vurun kırın mı diyor? Hayır. Nazım Hikmet güç değil akıl kullanıyor; vurarak kırarak açılamayacak kapıları zeka ile açıyor; ve hepimize doğru yolu gösteriyor. Geriye örnek alması kalıyor, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.

Bu vesileyle düşüncesi/ideolojisi ne olursa olsun “barışçıl” gösteri yapan tüm genç dostlarımızın demokratik duruşlarını tebrik ediyor, Türkiye’nin artık dünyanın dış kapısının mandalı değil, dünyanın merkezlerinden biri olduğunu ve bu gençler, bu heyecan, bu enerji ve bu akıl sayesinde olmaya devam edeceğini çıplak gözlerimizle görmenin gururunu yaşıyoruz.

İndirimli Avantajlı Kampanyalı Fırsatlar

Önceki İçerikBir Kibrit Kutusu Şairane Fikir
Sonraki İçerikGözyaşartıcı İndirimler Orantısız Güç Kullanıyor